Cep Telefonu Nedir, Ne İşe Yarar?

Hızlı Bakış

Cep telefonu, kablosuz ağ üzerinden iletişim kurmayı sağlayan taşınabilir bir elektronik cihazdır. Bu mobil cihazlar, temel olarak sesli görüşme imkanı sunar. Tarihsel süreçte savaş alanlarında kullanılan ilk modeller, günümüzdeki akıllı telefonlara evrilmiştir. Bu teknoloji sayesinde müzik dinleme, internete girme gibi çok sayıda ek fonksiyon kazanılmıştır. Bu cihazlar, hayatı kolaylaştıran iletişim araçlarıdır.

Cep telefonu, hücresel veya cep telefonu şebekesine erişim sağlayan elektronik bir kablosuz cihazdır. Uydu mobil telefon şebekeleri olmasına rağmen, her biri bir hücre olan ağı oluşturan tekrarlayıcı antenler nedeniyle hücresel olarak adlandırılır.

Cep Telefonu Tanımı ve Özellikleri

Cep veya Mobil Telefon Nedir, ve Tam Olarak Ne İşe Yarar?

Cep telefonlarının en temel özelliği, her yerden iletişim kurmanızı sağlayan taşınabilirliğidir.

Ana işlevi geleneksel telefon gibi sesli iletişim olsa da, hızlı gelişimi sayesinde kamera, takvim, internet erişimi, video oynatma ve hatta GPS ve mp3 çalar gibi diğer işlevleri de içerdi.

Tarihi

1939’da Amerikalıların sadece %35’inde ev telefonu vardı. Aynı yıl, Dünya Fuarı’ndaki Futurama sergisinde kablosuz taşınabilir telefonlar bekleniyordu fakat üç yıl sonra, Amerikan askerleri tarafından cep telefonları savaş alanında kullanıldı.

İki yönlü telsiz üretiminde uzmanlaşmış Motorola şirketi, mobil vericisini sunarak İkinci Dünya Savaşı’ndaki birliklerin bağlanmasına izin verdi. Bu verici cihazı, ağır ve boyutu oldukça yüksekti fakat ancak her yere taşınabiliyordu.

Savaş sona erdiğinde, AT&T iletişim tekeli Motorola vericisi kavramını ele aldı ancak çok pahalı ve servis çok kötü olmasının yanı sıra, aynı anda 4’ten fazla konuşma yapılamaması gibi sınırlamaları vardı.

Bu sınırlamalara rağmen, bir telefon almak için insanlar kuyruk oluşturuyordu.

Hücresel telefon, 20. yüzyılın ortalarından beri bilinmektedir, ancak 1970’lere kadar, ilk önce çok yüksek fiyatlarla ve ilkel ekipmanlarla ilerleyişi sürdürdü.

1947’de AT&T, yükseklikte bulunan güçlü bir verici yerine birçok küçük vericili bir ağ oluşturan yeni bir sistem tasarladı.

AT&T, bu hedefe ulaşabilmek için, Federal İletişim Komisyonu’ndan (FCC) cep telefonu sistemini geliştirme izni istedi fakat talebi reddedildi. 1973’te FCC, AT&T’ye hücresel sistem üzerinde bir yetki vermek üzereydi.

Motorola, kişisel iletişim işini bildiği için bu pazara girebileceğini gördü ve çalışanlarından altı hafta içinde bir taşınabilir telefon prototipi sunmalarını istedi.

3 Nisan 1973’te, Motorola’nın Araştırma ve Geliştirme Başkan Yardımcısı Marty Cooper, AT&T’nin baş mühendisi ve hücresel telefonun organizatörü Joel Engel’e şirket tarafından geliştirilen prototipi kullanarak bir telefon görüşmesi yaptı.

Geniş ölçekte pazarlanan bir cep telefonunun ilk prototipi 1983 yılında Motorola şirketinden mühendis Rudy Krolopp tarafından tasarlandı ve bu telefon 4.000$ değerinde ve 0.74 kg ağırlığındaydı.

Amerikan şirketlerinin ilerlemesine rağmen, ABD, Japonya’nın hücresel hizmetini 1979’da başlatmasına ve onu kullanan ilk ülke haline gelmesine izin verdi.

Mart 1981’de Motorola’nın başkanı, sistemin avantajlarını gören ve FCC’nin yetkilendirilmesi için FCC’ye baskı yapan ülkenin başkanı Ronald Reagan’a prototipini sunana kadar ABD’nin en yüksek seviyelerinde düzenlemeler yapmaya başladı.

Fakat bu düzenlemelerden iki ay sonra, bürokrasi sona erdi ve AT&T, Motorola ve ekipmanlarıyla devam etti.

O zamandan beri, bu alandaki sürekli araştırma, daha küçük ve daha uzun ömürlü pillerin, daha keskin ve daha renkli ekranların, daha dost yazılımların dahil edilmesini ve buna eklenmiş çok sayıda telefon formatının ve fonksiyonun geliştirilmesine yol açtı.

Son teknoloji ürünü bir cep telefonu yalnızca arama yapmakla kalmadı. Aynı zamanda müzik ve video oynatmaya, fotoğraf ve küçük filmler çekmeye, kaydedilenleri iletmeye, ayrıca İnternet’te söry yapmaya, e-posta, kısa mesaj ve grafik göndermeye ve almaya izin verdi.

Cep Telefonu Yapısı

Cep telefonunun çalıştığı bantlara veya frekanslara bağlı olarak, dünyanın bir yerinde veya başka bir bölümünde çalışabilir.

Ayrıca, telsiz ileten alıcı istasyonlardan oluşan bir ağ ile portatif telefon terminalleri arasında veya portatif terminaller ile geleneksel sabit şebeke arasında iletişimi sağlayan bir dizi 1. ve 5. seviye anahtar telefon santralinin birleşiminden oluşur.

Mobil ve SMS Dili

Bu ortam aracılığıyla değiştirilen mesajların çoğu sese değil, yazmaya dayanır.

Mikrofonla konuşmak yerine, giderek daha fazla kullanıcı, kısa mesaj göndermek için klavyeyi kullanmaya yöneldiler.

Bununla birlikte, cep telefonu butonları ile girilmeleri gerektiğinden, kelimelerin harf ve rakamlarla kısaltıldığı bir dil ortaya çıkmıştır.

Mesaj gönder, sohbet etmekten çok daha zahmetli olsa da, dünya çapında milyarlarca mesaj gönderilir ve alınır.

SMS dili, sözcükleri kısaltmak, bazılarını basit sembollerle değiştirmek veya bir anlamı kolay yoldan ifade etmeye çalışan bir yapıya dayanır.

Bunun sebebi, mesajların son karakter sayısına bağlı olarak bireysel SMS’nin belirli karakterle sınırlı olmasıdır.

Bu nedenle, kullanıcılar genellikle mesajın anlaşılmasını bozmadan karakter sayısını sıkıştırmaya çalışır.

Kısa mesaj göndermenin maliyeti konuşmaktan daha az olduğu için bazı insanlarda maliyeti ele alarak konuşmak yerine SMS’i tercih etmektedir.

Şebeke

Küba, Etecsa liderliğindeki tüm ülkeyi kapsayan modern bir dijital telefon ağına sahiptir. Hem sabit hem de mobil hatların sayısının hala oldukça düşük olmasına rağmen, herhangi bir turistik yer veya şehirden herhangi biriyle iletişim kurabilir.

Ulusal bölgede arama yapmak için, ulusal para biriminde ödenen paraları veya kartları kabul eden ve şehirlere ve kasabalara dağıtılan halka açık kabinleri kullanabilirsiniz.

Ayrıca telefon merkezlerinden de arama yapabilirsiniz ve çağrı ulusal ise, ulusal para biriminde ve elbette dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir özel telefondan ücretlendirilirsiniz.

Yurtdışını aramak için cep telefonu operatörünüz ile iletişime geçerek bu aramaların yapılması yönünde isteklerinizi belirtebilirsiniz. Bu sayede bu hizmetin etkin olması durumunda bir arama yaptığınızda ulusal tarifelerce fiyatlandırılırsınız.

Ayrıca, yurtdışından aramalar yapmak için de bu hizmetin etkin olması şarttır.

Hücresel

GSM ve TDMA standartlarında ulusal kapsama sahip cep telefonu hizmetleri vardır. GSM teknolojisinde 850/900 MHZ frekanslarında ve TDMA’da 800MHZ’de çalışır. 850MHZ (GSM) bandı ise Cubacel tarafından geliştirildi.

Sabit Hat ve Mobil Arasındaki Farklar

Sabit hat telefonları ve cep telefonları farklıdır. Cep telefonları radyo dalgaları aracılığıyla bağlanırken, sabit hatlar kablo kullanır. Esasen, bir cep telefonu bir radyo alıcı-vericisi gibi davranır.

Bir PMR cihazı sesi 3 kilometreye kadar iletmek için tek bir kanal kullanır. Buna karşılık, cep telefonları iki kanal kullanır. Bu, aynı anda konuşma ve dinlemeye olanak tanır.

Cep telefonları ayrıca sabit hat bağlantısının ötesinde de iletişim kurar. Baz istasyonları radyo sinyalleri gönderip alarak kapsama alanı oluşturur. Bu istasyonlar, her biri yaklaşık 16 kilometrekarelik bir alanı kaplayan hücre adı verilen alanlarda gruplandırılmıştır.

Şehirlerde, kullanıcı kapsama alanını sağlamak için genellikle yüzlerce hücre bulunur. Genellikle antenler her hücrenin köşelerinde bulunur. Kullanıcılar bir hücrenin kenarına yaklaştıkça sinyal zayıflar. Neyse ki, aramalar otomatik olarak bir sonraki baz istasyonuna aktarılır.

Bu süreç bir anahtarlama istasyonu tarafından yönetilir. Aramalar kesinti olmadan bağlantıda kalır. Avrupa’da cep telefonları, 900 ve 1800 MHz olmak üzere iki frekans bandına sahip GSM teknolojisini kullanır.

Amerika’da GSM, 1900 MHz’de tek bir bantta çalışır. Dolayısıyla Avrupa için tasarlanmış bir cihaz Kuzey Amerika’da çalışmayacaktır.

Taşınabilir İletişimin Perde Arkası: Cep Telefonları Hakkında SSS

İlk taşınabilir görüşme 1973’te yapıldıysa neden herkesin elinde telefon görmemiz 90’ları buldu?

Bu işin arkasında tam bir bürokrasi ve rekabet savaşı yatıyor. Motorola mühendisleri 1973’te aramayı başarmıştı evet. Fakat Federal İletişim Komisyonu (FCC) gerekli izinleri vermekte çok ağırdan aldı.
AT&T tekelini kırmak kolay olmadı. Sistemi kullanıma açmak için en tepeye çıkmak gerekti. Motorola’nın başkanı prototipi bizzat Başkan Ronald Reagan’a sunmak zorunda kaldı.
Bu siyasi baskı işe yaradı. Nihayet 1983’te ilk ticari model piyasaya sürülebildi. Yani teknoloji hazırdı ama kağıt üzerindeki engeller tam on yıl kaybettirdi bize.

Sabit hattı kaldırıp atamıyoruz, peki bu iki sistem teknik olarak neyin peşinde koşuyor?

Aradaki farkı en yalın haliyle şöyle anlatayım. Sabit hatlar fiziksel bir kablo üzerinden sesi iletir. Mobil cihaz ise tam bir radyo alıcı-vericisi gibi çalışır.
İşin sırrı kanal kullanımında gizli. Basit telsizler tek kanal kullanır. Ya konuşursun ya dinlersin. Oysa bu taşınabilir aygıtlar aynı anda iki farklı kanalı yönetir.
Biri sesini karşıya taşır. Diğeri karşıdakinin sesini sana getirir. Böylece doğal akışta bir sohbet mümkün olur. Ayrıca baz istasyonları arasında geçiş yaparken bağlantıyı koparmaz. Zira anahtarlama merkezleri sürekli olarak sinyali en güçlü hücreye aktarır.

Avrupa’dan aldığım bir telefon neden Amerika’da bir tuğlaya dönüşüyor?

Bu durum can sıkıcı gelebilir ama sebebi oldukça basit. Her şey frekans bantlarının farklı standartlara sahip olmasından kaynaklanıyor. Kıtalar aynı dili konuşmuyor.
Avrupa ağırlıklı olarak GSM teknolojisini 900 ve 1800 MHz bantlarında kullanır. Buna karşın Kuzey Amerika’da GSM 1900 MHz bandında çalışır. Cihazın içindeki anten donanımı sadece üretildiği pazarın frekansını tanır.
Neyse ki günümüzde bu sorun büyük oranda çözüldü. Artık üreticiler çok bantlı cihazlar üretiyor. Yine de seyahate çıkmadan önce cihazının kullanım kılavuzundaki frekans değerlerine göz atmanı öneririm.

O ilk ticari telefonu 1983’te alsaydım cebimden ne kadar para çıkardı?

Açıkçası bugünkü rakamları duyunca dudağın uçuklayabilir. Motorola’nın Rudy Krolopp imzalı o ilk ticari modeli tam 4.000 dolar fiyat etiketine sahipti. Üstelik enflasyon hesabını katmadık daha.
Bugünün parasıyla bu on bin doların üzerinde bir meblağ demek. Cihazın ağırlığı ise neredeyse 800 gramdı. Yani pantolon cebine sığmaktan ziyade omuzda taşınan bir çantayı andırıyordu.
Buna rağmen insanlar almak için sıraya giriyordu. Özgürlüğün bedeli o yıllarda epey tuzluydu. Şimdi avucumuzun içindeki süper bilgisayarlara bir de bu gözle bak derim.

SMS dilindeki o garip kısaltmalar tembellikten mi yoksa bir zorunluluktan mı doğdu?

Bu sorunun cevabı kesinlikle salt tembellik değil. Kökeninde ciddi bir teknik kısıtlama ve ekonomik hesap yatıyor. O yıllarda gönderilen her kısa mesajın katı bir karakter sınırı vardı.
Kelimeleri harf ve rakamlarla kırpmak bir tercihten öte hayatta kalma stratejisiydi. Maksat aynı ücreti ödeyip daha fazla şey anlatabilmekti. Neticede mesaj başına ödeme yapılıyordu ve konuşma ücreti mesajdan pahalıydı.
Böylece kendine has bir jargon ortaya çıktı. Zamanla bu pratik zorunluluk bir kültür haline geldi. Artık sınırsız internet varken bile o kısaltmaların izlerini hala taşıyoruz.

Bu cihazın adı neden ‘Hücresel’ olarak geçiyor, arı peteğiyle bir akrabalığı mı var?

Aslında benzetme yerinde sayılır. Kablosuz iletişim aracının teknik altyapısı tıpkı bir arı peteğini andırır. Geniş bir alanı tek bir dev vericiyle kaplamak çok verimsizdi.
Mühendisler bölgeyi küçük coğrafi dilimlere ayırdı. Her bir parçaya ‘hücre’ adı verildi. Hücrelerin her köşesine bir baz istasyonu yerleştirildi.
Sen hareket ettikçe görüşmen bir hücreden diğerine kesintisiz devredilir. Dolayısıyla isimlendirme tamamen bu petek yapısından gelir. Kablo yığını değil, radyo dalgalarıyla örülü dev bir ağın içindesin.

Bu Rehberi Keşfettikleri İçin Sana Teşekkür Edecekler!

Sadece bir tıkla sevdiklerine dev bir iyilik yapmaya hazır mısın? Bilgi paylaştıkça devleşir.

İlk yorumu sen paylaş